Devrimci Gençlik
ŞİMDİ AKKOR ZAMANIDIR, YAKINDA YALNIZ IŞIK GÖRÜLECEKTİR!

Taksim’in Fethi:
Makuller Taksim’e Girdi,
“Marjinaller” Çatıştı!

Kurtuluş Cephesi

      1 Mayıs 2009, işçi sınıfının mücadele tarihine "makul" bir "emekçi" "kalabalığı" icazetli 1 Mayıs'ı olarak geçecektir.
      Bu büyük bir iddia değildir, gerçeğin yalın bir ifadesidir sadece.
      Yıllardır legal olmak adına iktidar sahiplerinden icazet alma peşinde koşan ve zaman zaman bu icazeti alan "emekçi örgütleri"nin 2009 1 Mayıs "huruç harekatı", kendi söyleyişleriyle, "gazlanarak" Taksim'e çıkma "iradesi"nin tezahürü olmuştur.
      İstanbul valisi ve emniyet müdürünün muhatabı olarak ortaya çıkan "emekçi örgütleri", DİSK, KESK ve TTB "makul kalabalık"la "1977 katliamında ölenlerin anısına Taksim anıtına çelenk koymak" için, kendilerine eklemlenen "aydınlar" ve icazetli "komünistler"in eşliğinde Taksim'e doğru yola çıktıklarında, büyük "özveriler" ve büyük bir "irade" göstererek, "gazlanarak" hedefe ulaşmakta "kararlı"ydılar. Öyle de oldu.
      Taksim "feth" edildi.
Makul Kalabalık ve Marjinaller
      İstanbul'un fetih törenlerinde temsili "yeniçeri ve mehteran takımı" gibi Taksim'i feth eden bu "irade", Taksim'i feth etmenin coşkusuyla halaya durduklarında, "medyatik" söylemle, "marjinaller" Taksim'e ulaşabilmek için sokak aralarında çatışıyorlardı.
      "Marjinaller"in sokak aralarındaki çatışmalarında polisin kullandığı "orantılı güç"ün ürünü olan gaz bombalarının kokusu bile Taksim fatihlerini huzursuz etmişse de, halaya durmaktan, "işte Taksim, işte 1 Mayıs" sloganları atmaktan alıkoymamıştır.
      Tüm "makul"lükler içinde ve oyunun kuralına uygun olarak hazırlanmış derme çatma "çelenkler" eşliğinde yürütülen fetih yürüyüşü, "marjinaller"in çatışmaları ve gaz bombalarının duman "efekti" eşliğinde zafere ulaşırken, fatihler sokak aralarında çatışan, coplanan, yaralanan insanların varlığına aldırmaksızın halaya durmakta duraksamamışlardır. Ne de olsa 1 Mayıs, "işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü"dür. Onlar "makul"de birleşmişler, gaz bombalarının duman "efekti" altında dayanışmışlar ve icazet mücadelesi vermişlerdir. Halaya durmak da, onların hakkı ve görevidir![1*]
      Bir yandan "marjinaller"in çatışmaları sürerken, fatihlerin saflarına "sızmış" bazı kendini bilmezler de ortaya çıkmışsa da, bunlar kolayca bertaraf edilerek, fetih gününün havasını bozmasına olanak tanınmamıştır!       "Yok artık! O da ne? En önde tekerlekli sandalyesindeki Server Tanilli, elinde kimi Ergenekon sanıklarının adını yazdığı ve serbest bırakılmasını istediği bir döviz taşıyor. Kimileri umursamıyor. Neyseki rahatsız olanlar hemen uyarıyorlar. Tanilli, dövizini ters çevirmek zorunda kalıyor." (Filiz Koçali)       Böylece "makul kalabalık", gönül rahatlığıyla Taksim'de atılan nutukları dinleyip halaya dururken, milyonlarca insan televizyon karşısında, bölünmüş ekranlarda fatihleri ve "marjinalleri" aynı anda izledi.
      Taksim, Taksim olalı böylesine "makul kalabalık", böylesine neşeli bir halay görmedi!
      Nutukların sonuna gelinirken, sahneye İstanbul Emniyet Müdürü, "dinin gazabı ve öfkesi" Celalettin Cerrah çıktı. Elleri arkasında yavaş adımlarla Taksim meydanına yürüyüş eyleyen Cerrah'ın "sahne alışı"ndan beş dakika sonra ve beş-on saniyede Taksim meydanı fatihleri tarafından alelacele boşaltıldı. "Makul kalabalık" birden ortalıkta görünmez olurken, Taksim, her zamanki emekçisiz haline geri döndü.
      Hayır! Taksim'de bir "zafer" kazanılmadı!
      Taksim'de işçi sınıfının ve ideolojisinin yıllar boyunca sağladığı ve 12 Eylül sonrasında elinde kalmış olan o küçük kazanımları ve onuru satışa çıkarıldı.
      İşçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele gününde, "marjinaller" sokak aralarında polis zoruyla yüz yüzeyken Taksim'de çekilen halaylar, zafer gülücükleri, devrim tarihiyle alay edercesine televizyonlar aracılığıyla milyonlara ulaştı.
      Yaşlı başlı "solcular", solcu "aydınlar" yıllar sonra Taksim'e çıkabilmiş olmaktan ne kadar "sevinç" duyduklarını gözyaşlarıyla haykırırken, televizyonlarının başında olayları izleyen milyonlarca insanın sesi hiç duyulmadı.
      Eğer devrim kitlelerin eseriyse, kitlelerin de bir belleği var demektir. Ve bu kitlesel bellek, "marjinaller" çatışırken, polis zoruyla Taksim'e ulaşmaları engellenirken, büyük "zafer" kazanmış fatih edasıyla Taksim'de çalım satan, halaya duran icazetli solun görüntüsünü de unutmayacaktır.


Kurtuluş Cephesi, 109 Sayı, Mayıs-Haziran